Pazar, Mayıs 24th 2026

İttifak değişiyor, kıtanın kendini savunmayı öğrenmesi gerekiyor
Donald Trump’ın 2025 yılı başında ABD başkanlığına dönmesinden bu yana ABD ile Avrupa arasındaki ilişkiler bir kez daha belirsizlik sürecine girdi. Trump’ın birkaç kez Avrupa’da konuşlu ABD birliklerinin bir kısmını geri çekmekle tehdit etmesi Avrupalı müttefikler arasında endişe yarattı.
İlk başta Pentagon, Avrupa’ya dört binden fazla asker göndermenin iptal edildiğini duyurdu, ancak birkaç gün sonra Trump tutumunu değiştirerek Polonya’ya beş bin asker daha konuşlandıracağını açıkladı.
Bu çelişkili hamle, yalnızca Trump’ın öngörülemeyen tarzını değil aynı zamanda geleceğe dair belirsizliği de gösterdi. ABD’nin kıtadaki askeri varlığı. Ancak birçok uzman, Amerika’nın Avrupa’daki varlığının kademeli olarak azaltılmasının Trump’tan çok önce başladığına inanıyor.
ABD, Pasifik bölgesine ve Çin ile olan stratejik rekabete giderek daha fazla odaklanıyor. Avrupa artık Soğuk Savaş dönemindeki gibi Amerikan dış politikasının mutlak önceliği değil.
Avrupa’daki Amerikan askeri üsleri II. Dünya Savaşı’ndan sonra kuruldu. Başlangıçta mağlup Mihver ülkelerinde işgal gücü olarak hizmet ettiler, ancak daha sonra NATO mimarisinin bir parçası oldular.
Atlantik İttifakı, üye ülkelerin Sovyetler Birliği’ne karşı toplu savunmasını garanti altına almak için 1949’da kuruldu. Takip eden yıllarda ABD, özellikle Almanya ve İtalya’da nükleer silahların da konuşlandırıldığı büyük askeri üsler inşa etti.
Soğuk Savaş’ın zirvesinde, Avrupa’daki Amerikan askerlerinin sayısı neredeyse yarım milyona ulaştı. Bugün yaklaşık seksen bin var. Bu üslerin asıl görevi askeri caydırıcılıktır. Amerikan varlığı, Avrupa’ya yönelik herhangi bir saldırıyı otomatik olarak ABD’ye yönelik bir saldırı haline getiriyor.
Bu, herhangi bir potansiyel düşman için, özellikle de Ukrayna’nın işgalinden sonra Rusya için çok güçlü bir caydırıcı etki yaratıyor. Ancak ABD üslerini yalnızca Avrupa’yı korumak için bulundurmuyor. Bunlar aynı zamanda Amerika’nın dünyadaki çıkarları açısından da hayati önem taşıyor.
Ortadoğu, Afganistan, Irak ve Afrika’daki operasyonlar bu üslerden destekleniyor. Avrupa, ABD ordusu için lojistik ve stratejik bir merkez işlevi görüyor. Onlar olmasaydı, birçok küresel askeri operasyon çok daha zor veya imkansız olurdu.
Askeri boyutun yanı sıra siyasi boyutu da var. Amerika’nın Avrupa’daki varlığı, Washington’a Avrupa ülkeleri üzerinde büyük diplomatik nüfuz kazandırdı. Onlarca yıldır ABD ile Avrupa arasındaki ilişki bir tür yazılı olmayan anlaşmaya dayanıyordu: Amerika güvenliği garanti ederken, Avrupa siyasi ve stratejik sadakat sağlıyordu.
Trump bu rapora farklı bakıyor. Amerika’nın varlığını ekonomik bir yük olarak görüyor ve Avrupalıların savunmaları için daha fazla ödeme yapmalarını talep ediyor. Onun vizyonuna göre ittifaklar artık uzun vadeli stratejik ortaklığa değil, acil ekonomik faydaya dayanıyor.
Bu arada Avrupalılar bile Amerikan üslerinin varlığı konusunda bölünmüş durumda. Polonya’da vatandaşların çoğunluğu onları destekliyor çünkü onları Rusya’ya karşı koruma olarak görüyorlar. İtalya gibi diğer ülkelerde ise nüfusun çoğunluğu buna karşı.
Bugün asıl soru Avrupa’nın kendisini ABD olmadan savunup savunamayacağıdır. Uzmanlar Amerika’nın tamamen geri çekilmesinin pek olası olmadığını ancak Avrupa’nın askeri teknoloji, uydu istihbaratı ve stratejik savunma açısından hâlâ Amerikalılara bağımlı olduğunu söylüyor.
Bu nedenle Avrupa Birliği ortak savunmanın güçlendirilmesine giderek daha fazla yatırım yapıyor. kare
Kaynak: prizrenpost
Etiketa: Aktüel
