Kosova’dan Osmanlıya Uzanan Çizgide Hatırlamamız Gereken İkaz: ”Ey Türk Titre ve Kendine Dön!”

Birol Dok Prizren Post

Birol DOK


‘Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan…
Hey sıkılmaz! Ağlamazsan, bari gülmekten utan!…’
Mehmet Akif Ersoy

Türkiye ekonomik, politik ve sosyal problemlerden çıkış yolunu beklerken dünyada yine müslüman katliamı devam ediyor. Dün milyonlarca insanı katleden caniler, bugün yine Kosova’da katliama, tehcire, barbarlığa devam ediyorlar. Bosna-Hersek’ten sonra Kosova’da da zulmün her türlüsünü sahneye koyan Sırplara kimse dur diyemiyor.

Kim Diyebilir Ki?

Evet! Karabağ’da, Kırım’da, Kerkük’te, Suriye’de, Balkanlar’da vb. birçok yerde yok edilmeye çalışan Türklerin feryadına kim kulak astı ki? Dünyada yok edilmeye çalışılan müslümanların çığlıklarını kim duydu ki? Sadece onların özkardeşleri bu acıyı yüreklerinin en derinlerinde duydu…
Kosova’da planladıkları tezgahı adım adım icra safhasına koyan Sırplar ve yandaşları hâlen bir milim hedeflerinden inhiraf etmediler. Geri adım ne demek, daha da hızlarını arttırdılar…
Mehmet Akif Ersou’un tâ 2 Ekim 1913’de şiirleştirdiği şu durum aynen devam etmekte, Kosova’da:

“- Nedir uzakta nümâyân olan şu ıssız ova?
Ki pek hazin duruyor?
-Bilmiyor musun? Kosova!
Nasıl bilirdin! Evet, bilmesen de hakkın var:
Bırakmamış ki, taş üstünde taş, kuduz canavar!
Yol uğratıp da bu sahrâdan önce geçmişsen;
Görür müsün, bakalım, bir nişâne geçmişten?
Ne olmuş onca mefâhir? Ne olmuş onca diyâr?
Nasıl da bitmiş o saymakla bitmiyen âsâr!
O, Yıldırım gibi sâhib-kıranların, ebedî
Sadâ-yı kahn fezâsında çınlıyan vâdî,
Bir inkılâb ile, yâ Rab, nasıl harâb olmuş?
Ki çırpınıp duruyor her taşında bin baykuş!
Murâd-ı Evvel’i koynunda saklıyan toprak,
Kimin ayakları altında inliyor, hele bak!
Kimin elinde bıraktık… Kimin emânetini!
O Pâdişâh-ı Şehîd’in huzûr-i heybetini,
Sonunda çiğneyecek miydi Sırb’ın orduları,
İçip içip gelerek önlerinde bandolan?
Sen, ey şehîd-i muazzam ki rûh-i feyyâzın
Duyar, neler çekiyor yerde kalmış enkâzın;
O rûhtan bize bir nefha olsun indiriver…
Ki başka türlü uyanmaz bu gördüğün ölüler!..”

Ve evet, Akif’in dediği gibi, Yüce Allah (c.c.) o ruhtan bize bir nefha olsun indiriverse, üzerimizdeki ölü toprağını silkip atabiliriz.
O zaman dünya Türklüğü de, bütün müslümanlar da ve bütün ezilenler de yeniden Türklerin göstereceği o azâmetli tavır ile istiklallerine kavuşup insanca yaşayabilirler.
Enaz beşbin yıllık bir devlet geleneği olan Türkler titreyip kendilerine dönseler ve o necip ruhun yeniden farkına varsalar Kosova kanlı ova olmaktan hiç şüphesiz ki kurtulacaktır.
Osmanlı Devleti’nin 700. kuruluş yıldönümü kutladığımız şu günlerde hep bir tesbit takılıyor aklıma: Bizler birbirimizde kusur aramaktan, aleyhimizde oynanan oyunları görmüyoruz!

Akif’in Safahat’ında Her Şey!

Akif’in Safahatı’nın tamamının ders olarak okutulmadığı bir ülkede, o derin uykudan uyanmak biraz zor herhalde!
Safahat’ı elimize şöyle bir alıp herhngi bir sayfasını açsak, bugün yaşadıklarımızın hepsinin o günlerde de hemen hemen aynıyla yaşadığını göreceğiz. Ve o ulu insan Mehmet Akif’in bunlara çareler de sunduğunu göreceğiz.
Bakınız Kosova’yı nasıl anlatıyor bir başka şiirinde:

“Nerde olsam çıkıyor karşıma bir kanlı ova…
Sen misin, yoksa hayâlin mi? Vefâsız Kosova!
Hani binlerce mefâhirdi senin her adımın?
Hanı sînede yarıp geçtiği yol “Yıldırım”ın?
Hani asker? Hani kalbinde yatan Şâh-ı Şehîd?
Ah o kurbân-ı zafer nerde bugün? Nerde o iyd?
Söyle, Meşhed, öpeyim secde edip toprağını:
Yok mudur sende Murâd’ın iki üç damla kanı?
Âh Meşhed! O ne? Sâhandaki meyhâne midir?
Kandilin, görmüyorum nerde? Şu peymâne midir?
Ya harîminde yatan şapkalı sarhoşlar kim?
Yoksa yanlış mı? Hayır, söyleme, bildim..Bildim!
Basacak mıydı, fakat, göğsüne Sırb’ın çarığı?
Serilip yerlere binlerce şehîdin sarığı,
Silecek miydi en alçak neferin çizmesini?
Dürtecek miydi geçen, leş gibi her lîmesini?
Ya şu üç parçalı bayrak dikilirken tepene,
Niye indirmedi, kim çıktı bu halkın önüne?

Hani, milletlere meydan okuyan kavm-i necib?
Görmedim bir kişi, tek bir kişi meydanda…Garîb!”

Kosova şu an yine kanlı ova görünümunde, dünyanın diğer birçok yerinde de insanlarımız aynı tür zülmelere dûçar oluyorlar. Biz ise yine seyrediyoruz!
Titreyip de kendine dönmenin zamanı gelmedi mi, ey şanlı mazinin mirasçıları?
Yoksa siz hâlâ televizyonlarınızın karşısında mısınız?
Yoksa siz hâlâ oyunda, oynaşta mısınız?
Akif’in uyarılarıyla belki bir kısmımız daha uyanır ümidiyle:

“Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak…
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani, görsem de gözümle:
Îmânı olan kimse gebermez bu ölümle.
Ey dipdiri meyyit! “İki el bir baş içindir”
Davransana…Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok…Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana…Sen böyle değildin.
Kurtulmaya azmin, niye bilmem ki, süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?
Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?
Esbâbı elinden atarak ye’se yapıştın?
Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan,
Tek bir ışık olsun buluver…Kalma yolundan.
Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!”

*Birol DOK | Araştırmacı – Yazar

*Yazarların görüşleri mutlak olarak Prizren Post’un görüşlerini temsil etmemektedir.

Etiketa: , , ,