Paralelin Arkasındaki Piramiti Görmek

Harun KARAHANLI

Harun KARAHANLI

80 yıl Buckingham sarayı ve White House’dan (Beyaz Saray) doğum kontrolü gibi basiret kontrolü altında tutulduk. Onlar gibi giyinip onlar gibi yiyip içmemiz, onlar gibi konuşup onlar gibi düşünmemiz ve onlara tabi olmamızın sebebi buydu. 1699 Karlofça’dan sonra yenilgi yenilgi büyüyen zaferi İslâmın, yıldız gibi parlayan Ak Saray yapılınca etekleri tutuşan piramitin şeytanları, kendilerine zararın nerden geleceğini iyi bildiklerinden saldırdılar hayasız bir akınla. “Kaçak saray” edebiyatı yapanların “kaçak”tan kastı; Anglo-Judik veya Anglo-Amerikan desturu alınmadan yapıldığı içindi.

“Saraya yürüyecez” diyenlerin patilerini milli irade 15 Temmuzda yumruğuyla kırdı. Çelik tanklara kafa atan basiret, “Ak Sarayın” en büyük tapusu soğuk damgalı ruhsatıydı anlayana.
Abdülaziz’in bileklerini kesenler, Abdülhamid’i tahttan indirenler, Adnan’ı dar ağacına, Turgut’u mezara koydular. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsında milli iradeye kasteden haşhaşiler bu defa halktan feraset tokadı yedi!

Yalnız bendeniz yine herkesin konuştuğu gördüğü anlattığı şeyleri tekrarlamak yerine, paralelin arkasında gördüğüm piramiti ele alacağım. Önce bu bir darbe teşebbüsü mü yoksa işgal miydi? Bu konuda şuurlara ve milletimin aziz irfanına bıraktığım cevaplara sorularım var;

Yönetim karargâhı ABD’de olan Paralelci ihanet şebekesi, CIA’dan habersiz yellenebilir mi?
ABD Orta Doğuda izinsiz bir askeri darbe yaptırır mı?
Bu cuntayı paralele taşere edenlerin B plânı yok mudur?
Türkiye’de ve bölgede kitlesel göç, nüfus düşüşü ve kaosun sınırları neden Arz-ı Mevud’a tekabül eder?
Ağzından bir hayırlı kelâm çıkmayan “Batı” neden bu hayasız teşebbüsün başarısızlığı üzerine “Cumhurbaşkanı öldürülseydi darbe başarılı olurdu” gibi akademik doktrinler çıkarma peşinde?
Paralele akıl veren piramit şu ince ayrıntıyı düşünemedi; Türkler oturup “mehdi” (kurtarıcı) beklemez! Şüphesiz bu basit bir taht kavgası, iktidar mücadelesi cuntacılığı değil, apaçık bir işgal teşebbüsüydü. Yine şüphesiz ki devamı gelecektir.

Türkiye’deki milli iradeyi yok edip, kaosla iç savaş çıkardıktan sonra belki de Daeş, Pkk, Ypg veya diğer terör maskeleriyle tiyatrolara Anadolu’da devam edecek, milyonları bombalarla ezecek ve İslamın son ve en kavi kalesi Anadolu bölünecekti.

Paralelci cuntacı hainlerin ceplerinden çıkan 1 dolarlar yazımın başlığına ilham verdi. Zira kitabın hiçbir yerinde “demokrasi mücadelesi” için emrolunmadık. Bu düpedüz hak batıl savaşıdır ve şüphesiz “aduvvun mubin” (apaçık düşman) olan tanıdık ağyarımız, yine bir ateş tutuşturma peşinde. Biz o şeytani kuvveye karşı kurulmuş Allah’ın ordu milletiyiz. Allah bizi bu badirelerden geçirerek şüphesiz bir göreve hazırlıyor.

paralel

İstanbul’da olayı sıcağı sıcağına yaşadık ve milli iradenin baş komutanının emirleri doğrultusunda “demokrasi nöbeti değil” hak batıl savaşının hak saflarında milletçe nevbete selam durduk! Bizim kadim düşmanlarımız olan batıl kuvvenin şeytani aklı, bize dipçik vura vura darbe bağışıklığı kazandırdı, bu defa darbeyle ezanın ruhunu kısamadılar ama hakimiyet-i milliyenin selâ ve ezanları tankları ezerek jetleri bir radar gibi etkisi altına aldı. Zira Hakk’tan korkan tanktan korkmayacaktı.

Bize o kadar çok darbe, post modern darbe ve yeni nesil darbeler yapıldı ve denendi ki, ortalama bir Türk vatandaşı darbenin genel anatomisini çizebiliyor ve yumrukla tankları durduruyor. Şerefli Türk silahlı kuvvetlerimize tabandan sızma yöntemiyle yerleşen bu gaflet ve delaletteki aklını ABD’ye kiralamış hainler, milletimizin basiret ve ferasetiyle durduruldu.

Bu da şunu gösterdi ki, her ne kadar kolluk kuvvetlerine, bürokrasiye, siyasete çeteleşme yapılırsa yapılsın, HÖH dediğimiz Halk Özel Kuvvetler her biri bu devletin garantör ve şuurunu teşkil etmektedir. Bu günleri yaşayan genç nesiller bundan sonra her duydukları selâ ve ezan seslerinde bu milletin destansı hürriyet mücadelesini hatırlayacak ve titreyeceklerdir.
Hoca hafızların, hacı sofilerin çözdüğü ibaredir. İradeyi çözen gelsin… Bu güzel tesbit bir sohbetimizde kıymetli düşünür Saadeddin Ustaosmanoğlu’nun nakliydi. Yüce asil Türk milleti kalbindeki feraset damarıyla, Anadolu’nın yüzlerce evliyasının yoğurduğu irfan damarıyla tek saf oldu ve Edirne’den Hakkari’ye bir şecaat arz edildi.

Şu konuda da anlaşmamız gerekir ki; Allah rızasını arzulayan biri hiçbir surette hiçbir canı incitmez. Biz arif, evliyadan bunu gördük böyle duyduk. Bütün dünyayı “müslüman edecem” diye Cümle gavur ve bi-imana şefkatle aşk besleyecek çiçekli bahçelerde gezecek el ele tutuşacaksın, öte yandan burada müslümanı ezecek inciteceksin. Böyle bir İslam yok, olsa olsa münafıklık vardır.

ABD’li general darbeci müttefiklerini kaybetmekten yakınadururken reis-i cumhurdan gelen tokat gibi ayar üzerine yan bastı eğri kaçtılar. Hiç belli değilmiş gibi darbe teşebbüsünün arkasında aslında kim var lakırdıları dönüyor. Kim olabilir, Hindistan olamayacağına, Demokratik Kongo Cumhuriyeti de yapmayacağına göre yine bizim İngo-Amerikan-Judik Tötonlar sahnede… Kimin bu coğrafyada kadim emelleri varsa onlar Türkiye’nin millileşmesini bağımsız hareket kabiliyetini istemiyor!

Bahara hasret Arap çöllerine aldanıp, Türklerin dolusuna tutulan şeytani üst akıl zaten “Kanturaoğulları”ndan hayli korkarlar, şeytan da biliyor asıl darbeyi nerden yiyeceğini! Uzun dönemli plânlar yapan sinsi düşman üst akıl, mutlaka “stand by cells” yani uyuyan hücrelerini teker teker uyandıracak kaos ve iç savaş için elinden geleni yapacak şartlar olgunlaşınca da mutlaka işgale başlayacaklardır. Bakın, darbeyle olmadı PKK yeniden saldırılara başladı. Bize farklı isimlerle gelen düşmanlarımız aslında tek, aynı hak kuvvesinin daimi sekreteri olan Türkiye’nin şehit oğlu şehit milleti gibi. Türkiye’de gündeme bomba gibi düşecek sansasyonel olaylar çıkartabilirler, milletçe bir olmalı ve feraset sarığını sarmalıyız.

Gelelim ilahi plânın bize yansımalarına. Allah bir toplumu yükseltecekse onu türlü badirelerden geçirir ki şükrü artsın. Kadim devlet geleneğimiz ve tarih hafızamız nedeniyle bu gibi hadiseleri çokça geçirdik. Ve bizi öldürmeyen virüslerin bağışıklığımızı daha da güçlendirdiğine şahit olduk. Şu tarihin çarhı da nice azların nice çoklara üstün ve muzaffer geldiğini yazdı!
Nitekim, Türkiye’nin milli dirayet savaşını idrak ettiğimiz şu günlerde Cezayirli bir dostumla görüştüm. Frankafon bir toplum oldukları için bazen unutup Fransızca devam ediyor fark edince durup teessürle İngilizce açıklamaya çalışıyordu. Arapça hal hatırla başlayıp, İngilizce gelişen konuşmamız, değerli dostumun sözsüz gönül beyanıyla bitti. Hıçkırıkları arasında şunları duydum;

“Allah helps Dawlah Turqiyyah, Allah helps Ardogan” (Allah (cc) Türkiye’ye ve Erdoğan’a yardım etsin…)

Değinmeden geçemeyeceğim. Çok af buyurun da, eşşek on türlü yüzme bilirmiş denize düşünce onunu birden unutur ve boğulurmuş. Universiteliler, akademisyenler, entelektüeller, alimler, hocalar, öğretmenler. Bunca ilim iktisat eğitimin amacı müreffeh bir hayat, zengin bir yaşam, yüksek refah seviyesi olduğundan çok dürüst insan adil insan daha bizcesi kâmil insan yetiştirmektir. Onca ilim erkân okuyanlar ne zaman kullanacaktık biz o yıllarca öğrendiğimiz şeyleri? Gün bu gündür ak koyun kara koyun ve eşşekler belli oldu…

*Yazarların görüşleri mutlak olarak Prizren Post’un görüşlerini temsil etmemektedir.

Etiketa: