Profan kamikaze

Akif Emre

Akif EMRE

Sonn darbe teşebbüsü ilk bakışta bir kamikaze saldırısını çağrıştırıyor. Memleketi ya rehin almak yahut imha etmekle sonuçlanacak bir darbe teşebbüsünün işleyiş şekli netice alsa da almasa da geri dönüşü olmayan bir saldırı türüne çok benziyor. Kamikaze saldırılarının en büyük özelliği düşman hedeflerine kendini imha etme pahasına mümkün olduğunca zarar vermeyi hedefleyen bir stratejiye dayanmasıdır. Her birim kendi için bağımsız ortak hedefi kendisiyle beraber imha ederek sonuç almaya dayanır.

Son darbe denemesi adına yapılan gece baskınının işleyiş tarzı çok daha sofistike bir plan ve hazırlığa dayandığı anlaşılıyor. Ayrıntıları çok iyi planlanmış uzun süren bir hazırlık sürecinin olduğu düşünüldüğünde kamikaze saldırılarından daha farklı olarak duygusallıktan çok soğukkanlı bir şekilde yapıldığı, her aşamanın büyük gizlilik içinde gerçekleştiği anlaşılıyor. Bu yönüyle stratejik bir aklın devrede olduğu intibaı verse de mahiyeti itibariyle kamikaze tanımlamasına uyuyor.

Olayın şekil şartlarından ziyade eylemi tetikleyen ruh hali çok daha önemli. Japon kamikazeler “Güneşin Oğlu” adına ölümü göze alarak hedefe saldırıyordu. Sonuçta yeryüzünde Tanrının soyundan gelen bir imparator, Güneşin Oğlu adına kendilerini feda eden bir ruh halinden bahsediyoruz.
Uğruna ölümü göze alınan değer her şeyin üstünde ve açık şekilde ortadayken ölenlerin de kendilerini feda ediş biçimleri o derece aşikar, kutsanmışlık tezahürü sergiler.

Burada Japon kamikazelerden ayrılan önemli bir husus söz konusu ki, bu durum göz önüne almayan yorumlamalar yanlış sonuca ulaşma riski taşır. Şekil şartları bakımından artık geri dönüşü olmayan bir saldırıya girişilirken hedefe ulaşmaktan çok hedefi imha etmeyi öncelemiş olabilir. Ancak kamikazelerden asıl ayrılan nokta saldırıya geçenlerin saldırı amaç, hedef ve hazırlık yöntemleri bakımından kutsanmış bir görevi yerine getirenlere mahsus ruh halinin dışa yansıtılmamasıdır. Kamikaze bu kutsal görevinden gurur duyar ve eylemiyle kendini ortaya koyarken fedakârlığını saklamaz. Kutlu bir görevi, bedenini Güneşin Oğlu’na feda ediyor olmasını örneklik teşkil edecek şekilde alenileştirir.

Gece yarısı baskınının bir anda kamikaze görüntüsü vermesi muhtemelen artık geri dönüşü olmayan bir yola girmiş olmalarından. Ancak ne hazırlık safhası, ne uğrunda öldüğü ideali açısından kutsallığın aleniyet sergilemediği, ortada görünmediği bir imha türüyle karşı karşıyayız.
Hedefi imha etmek için tam bir acımasızlıkla saldıran, kan dökmekten, masumları katletmekten çekinmeyen gözü dönmüşlük halinin ancak mistik bir bağlanma ile açıklanabilir.
Ne var ki uğrunda ölümü ve öldürmeyi göze aldıkları ne davaları, ne değerleri ne de onu temsil eden somut varlık aşikardır. Her şey gizli, saklı, müphem.

Bu aşamada kendini feda etmenin mistik boyutu ne hayatlarına yansır ne de kişiliklerine. Adanmışlık halinin son derece hastalıklı bir tezahürü ile karşı karşıyayız. Bir yönüyle son derece sentetik hatta materyalist diyebileceğimiz bir aşkınlık halinin tezahürü göz önüne alındığında seküler bir kamikaze formu söz konusu. Adanmışlık ruhunu besleyen her hakikat veya hakikat iddiası onun her aşamada tezahürünü gerekli kılar. Bu durumda ise kendi hakikatini geriye çeken hatta inkar eden, giriştiği hiç bir eylemi savunmayan, sürekli maskelenmiş bir yüz taşıyan ve bunu örgütlü bir stratejiye dönüştüren yapı söz konusu.

Giriştiği hiç bir kamikaze hareketini, eylemi gerçekleştirenleri savunmayan, faillerinin de kendi misyonlarını üstlenmekten ısrarla kaçındığı yapı ancak profan kutsallıkla açıklanabilir. Ne Güneşin Oğlu imparator bu eylemlere sahip çıkıyor ne de uğrunda her tür hedefi imha etmeyi göze alanlar. Ta ki başarılı oluncaya kadar. Her tür tahribat her tür yöntemle icra edilebilir. Bu aşamada hiç bir hakikat ve değer gözetilmeden eylem yapılır. Adeta ömür boyu bir yaşama biçimi haline getirilen, sürekli maskeli yaşamanın ahlak haline getirildiği bir örgütlenme modelinden söz ediyoruz.

Bu nedenle 15 Temmuz darbesinden sonra hiç kimse bu yaptıklarını açık ve net biçimde savunup arkasında durmayacaktır; psikolojik olarak çöküş yaşayanlar hariç. Diğer kesim yine aynı maske ile kaldıkları yerden devam edeceklerdir. Zira bu anlayış için hiçbir değer ve hakikat tezahür ediş biçimi ile ahlakilik; elde etmek istedikleri sonuç, yani başarı kadar önemli değildir.
Bütün eksikliklerine rağmen Türkiye’de ana akım İslami çalışmaların en büyük özelliği açık, şeffaf, her şeyin herkesin gözü önünde, aktörlerinin hesap verebilir açıklıkta figürler olmasıdır. Kim adına hareket ettiği, kime karşı sorumlu ya da sorumsuz olduğu bilinmeyen mistik kapalı yapıları bu açık yapılanmalardan ayıran, hesap verilebilir olmaktan çok kutsanmış bir bağlanmanın hakim olmasıdır.

Girişilen gece yarısı darbe, siyasal sonuçları ne olursa olsun, kan döktükleri için, uzun vadede Türkiye’de Müslüman hassasiyeti olan kesimlere ölümcül bir darbe indirecektir. Daha geniş ölçekte bu gece yarısı darbesinin İslami söylem ve eylemlerin meşruiyetini tahrip edici etkilerinden uzun vadede hepimiz, tüm memleket zarar görecek.

*Yazarların görüşleri mutlak olarak Prizren Post’un görüşlerini temsil etmemektedir.

Etiketa: